Psikolog Kimdir?

Psikologlar bireylerle, ailelerle, gruplarla ve kurumlarla, iyilik hallerini sürdürmeleri için çalışırlar.

*Psikologlar okullarda eğitim sürecini iyileştirmek için çalışabilirler.

*Psikologlar çeşitli testler uygulayarak sorunun kaynağını araştırırlar.

*İş verimliliği artırmak, insan kaynaklarına destek olmak ve kurum-içi / kurumsal iletişimi iyileştirmek içinde örgütlerde çalışabilirler.

*Profesyonellerle çalışarak, performans artışı, stres ve kaygıyı azaltma ,konsantrasyon ve motivasyon temelli çalışmaları yürütebilirler.

*Hastanelerde, ayakta teşhis ve tedavi merkezlerinde, rehabilitasyonda ve adli kurumlarda da çalışabilirler.

*Uzun süreli eğitimler alan ve supervizyon sürecinden geçenler psikoterapi uygulamaları yaparlar. Psikoterapi sürecinde seçilen teknik, sürecin işleyişi, seans sıklığı gibi terapiyle ilişkili kavramlar seçilen psikoterapi tekniğine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Örneğin Psikanaliz yıllarca sürebilirken, kısa süreli çözüm odaklı psikoterapiler 7-8 seanslık yapılandırılmış bir süreçle sonlanabilir. Önemli olan danışan-terapist işbirliğinin en iyi düzeyde olduğu seçimi yapabilmektir.

Bebek Yapmalı mı?

Bebek Yapmak gayet narsistik bir adlandırma, işte tam da bu yüzden biz yapıyoruz sanıyoruz. Üstüne planlar kuruyoruz, bu sene istemiyoruz, seneye düşünüyoruz diyoruz. Daha evliliğimiz oturmadı sonra yaparız diyoruz. Yapmadan mutlaka folik asite başlamak lazım deyip üç sene içebiliyoruz.

Bu Dünyaya ÇOCUK Getirilir mi?

Bir de bu soru var, hamile olduğumuz günden beri, çocuğu olmayan herkesin yineleyip durduğu… Başka bir dünyaya getirirdim ama bildiğim bir tek bu var. ‘’getirmek’’ o kadar da etken değiliz, gelmek isterse geliyor. Hepimiz kendi küçük dünyamızdan başlarsak düzenlemeye ancak bu dünyayı şekle şemale sokabiliriz. Bebek istemek için plan yapmak gerekli elbette, hesapsız kitapsız bir iş değil; ancak tüm dünyayı kaideye sokmak beklentisi bu dünyaya getirmek istemedim, öğrenilmiş çaresizliğine dönüşüyor.

Onu En İyi Şartlarda Büyütebilecek misiniz?

En iyi şartlar, kime göre , neye göre iyi afaki. ‘’Yeterince iyi’’ kavramıyla büyütülen bebekler her yönden çok daha doyumlu hissetmekte. Önemli olan sizin onun adına belirlediğiniz ihtiyaçlar değil, gerçekten onu tanıyıp, özgün bir birey olduğunu görüp ona ait ihtiyaçları fark edip ona göre verebilecekleriniz. Yani hepsi ‘’ÖZNEL’’, yani ‘’BEBEK’’ biliyor; gelsin ki talep etsin. Etsin ki verebileceklerinizle ihtiyaçları uyuşmasın. Ne çok az ne çok fazla.

Belki De Çocuk Yapmamalıyım, Hem Herkes Yapmak Zorunda mı?

Bir dönemin furyası Y kuşağının geç evlenip, geç çocuk sahibi olmasının belki de hiç çocuk sahibi olmamasının nedeni,’’ entellektüalizasyon’’ mekanizmasının yanlış kullanımı. Entel insan okur, iş sahibi olur, daima okur, hep işi gücü vardır, çocuktan daha önemli felsefeler vardır büyütmesi gereken… Bu fikirle çocuk yapmamaya veya çok az çocuk yapmaya başlayan entel kesim, bugün gelinen noktada ülkemizin silüetini belirleyen çok çocuklu,görece düşük eğitimli kesimin seçimlerini yaşamaktadır. Z Kuşağı içten içe durumun farkına varmış ve bir nostalji yaparak daha erken evlenip çocuk sahibi olmaktadır.

Çok Meşgulum Şu An, Terfi Etmek Üzereyim, Hayatımı Durduramam!

Bebek olunca hiç birşey eskisi gibi olmayacak derlerdi, korkardım. Doğru demişler ama negatif anlam yüklemişler. Anne olunca objektif göremiyorsun diyebilirsiniz, tersine anne olunca doğayla, dünyayla, evrenle, karşındakiyle empatin sonsuz oluyor, bütünleşiyorsun; çünkü annesin bir olmayı öğrenmişsin bir kere. Bebek hayatı durdurmuyor, hayata eşlik ediyor, her zaman daha fazla gülümsemeni, her şeye en çok da ona daha kocaman sarılmanı sağlıyor. Daha hızlı terfi etmeni, kadın olduğunu daha fazla anımsamanı, meşguliyetlerini daha iyi planlamanı sağlıyor. Çok daha pratik, çözümcül ve esnek oluveriyorsun.

Bedenim Değişecek, Belki de Göğüslerim Sarkacak, Karnım Çatlayacak!

Beden elbette değişiyor, içinde bir varlık büyüyor, bunu gün gün hissetmek inanılmaz. Değişim ve dönüşüm, hormonların dansı, endorfinin verdiği keyif kafası yaşanmaya değer. Çatlak, sarkma kişiden kişiye değişir, şimdiden bunları düşünmek yerine deneyimle bedenin sana neyi yaşatacak görmek lazım. Bebeğin büyürken bedenin de hatıra bırakabilir de. Zihninde tasarlarsan kendini gerçekleştiren kehanet gibi oluverir. Sadece onu hisset ve birlikte olduğunuz her anı deneyimle. Hımm doğumdan hemen sonra karnın jöle gibi yumuşacık oluyor o konuda yalan söyleyemem, ama nefes ve egzersiz çalışmalarıyla 2-3 ayda toparlanmaya başlıyor.

Şu an Hazır Değilim!

Hiçbir zamanda hazır olmayacaksın. Çünkü bu biricik bir deneyim. Destek isteyebilirsin, eşinden, dostundan; doğuma hazırlık eğitimi alabilirsin, doğum psikologuyla çalışabilirsin ya da bir ebe/doula ile bütün bunlar eksik olduğu düşündüğün noktalarda seni tamamlar. Her şeyin kusursuz olduğu mükemmel bir an yoktur. Mükemmel anne/baba da yoktur, olmaya çalışanlar vardır; kendine de bebeğine de fayda sağlamaz.

Hayatta Yaşanması Gereken En Güzel His!

Yine Söylüyorum, Bebek Yapılmaz Gelir.

Yogik Anlayışla Beslenme

Satvik Gıdalarla Beslenme

Sağlık, saflık, neşe veren ; bedene canlılık ve güç veren hoş kokan, yağlı, özlü, tatlı ve doğal besinlerdir. Bu beslenme tarzı genellikle vegan beslenme tarzı olarak bilinir. Çok fazla beslenme değil, yeterli kadar beslenme ve de iyi kalple ve taze pişirilmiş olması gerekir. Taze pişmiş, hafif vejetaryen yemekleri: tohumlar, baklagiller, tüm fıstık ve fındık çeşitleri (yer fıstığı hariç), meyveler (özellikle muz ve Hindistan cevizi), buğday, süt, tereyağı, bal, ham şeker. Sattvik gıdalar kolay sindirebilir, hafif, saf ve besleyicidir.

Rajasik Gıdalarla Beslenme

Tutku ve hareket katan ; acılı, ekşili, kuru ve keskin kokulu, tuzlu , hala buharı tüten sıcaklıkta yiyecekler vücutta alarm moduna yol açar. Sindirim sırasında vücudun çok fazla enerji tüketmesine yol açar. Acı, keder ve hastalık üretir. Çay ve kahve gibi uyarıcılarda rajasiktir. Stres ve mutsuzlukta rajasiktir. Rajasil yemekler: turunçgiller, kahve, çay ve çikolata, baharatlı yemekler, yumurta, taze balık ve deniz ürünleri, bira ve şarap, gazlı içecekler, soğan ve sarımsak, acılı biber. Rajasik gıdalar canlandırıcıdır.

Tamasik Gıdalarla Beslenme

Karanlık gıdalar, bayat, çürük, bozuk, saf olmayan gıdalardır. İnsanı tembel, donuk ve ağır hale getiren gıdalardır. ağır, uyku getiren gıdalar: kök sebzeler, kırmızı et, konserve çeşitleri, mantar, herhangi bir dondurulmuş gıdalar, taze olmayan gıda, ikinci kez ısıtılmış yemekler, kimyasal katkılı gıdalar, sert alkol içecekleri. Ayrıca, marketteki hazır salatalar. Tamasik gıdalar çok zararlıdır.

Satvik gıdalar fazla tüketildiğinde yine tamasik hale gelir.

*Yogik beslenme anlayışında son iki gruptan mümkün olduğunca uzak durmak esastır.

Yediklerinizin içerikleri dışında, hazırlanış biçimleri (sevgiyle kalpten hazırlanmalı ) ve nasıl yediğiniz de önemlidir. Yemekten önce eller ve yüz yıkanır, temiz bir masa düzeni sağlanır. Yemek yerken sadece yemek yenir. Uzun süre ağızda çiğnenen her gıdanın her bir parçası hissedilir. Mide tümüyle dolmaz , hafiflik yemek sonrası da hissedilir.

Doğal olan yogik olandır, doğa ananın biz evlatlarına ham halde sunduğu iyi gelendir.

Yeme Bozuklukları

Anoreksiya Nevroza

A- Yaş ve boy uzunluğu için olağan sayılan en az kiloda ya da bunun üzerinde bir vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmeme.

B- Beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına karşın kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı korkma.

C- Kişinin vücut ağırlığı ya da biçimini algılama biçiminde bozukluk olması, kendini değerlendirmede vücut ağırlığı ya da biçiminin anlamsız bir etkisinin olması ya da o sırada vücut ağırlığının düşük olmasının önemini inkar etme.

D- Bayanlarda menarş sonrası amenore, yani, en az üç ardışık menstrüel siklusun olmaması.

Bu iki şekilde kendini gösterir;

Tıkınırcasına yeme ya da çıkartma davranışı göstermeyen tip
Tıkınırcasına yeme ya da çıkartma gösteren tip
Sıklıkla 18-40 yaş arasında görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla 20 kat daha fazla rastlanmaktadır. Anoreksiya Nevroza, Somatizasyon Bozuklukları, Sosyal Fobi, Kişilik Bozuklukları gibi bir çok bozuklukla bir arada seyreder. Tedavi de bozulan beden imgesinin değiştirilmesine yönelik destekleyici yöntemler ve bütüncül psikoterapi bir arada kullanılır.

Bulimia Nevroza

Yenileyen tıkınırcasına yeme epizodlarının olması. Bu tıkınırcasına yeme epizodu aşağıdakilerden her ikisi ile belirlidir: aynı zaman diliminde ve benzer koşullarda çoğu insanın yiyebileceğinden hiç tartışmasız çok daha fazla miktarda olan yiyeceği belirli bir zaman diliminde (örn. Herhangi bir 2 saatlik süre içinde) yeme bu epizod sırasında yeme kontrolünün kalktığı duyumunun olması (örn. yemeyi durduramayacağı ya da ne yediğini ya da ne kadar yediğini kontrol edememe duygusu)
Kilo almaktan sakınmak için, kendisinin yol açtığı kusma, laksatiflerin, diüretiklerin, lavmanların ya da diğer ilaçların yanlış yere kullanımı, hiç yemek yememe ya da aşırı egzersiz yapma gibi uygunsuz dengeleyici davranışlarda tekrar tekrar bulunma.
Tıkınırcasına yeme ve uygunsuz dengeleyici davranışların her ikisi de 3 ay süreyle ortalama olarak en az haftada iki kez ortaya çıkmaktadır. Kendini değerlendirirken anlamsız bir biçimde vücudunun biçimi ve ağırlığından etkilenir.
Bu bozukluk sadece Anoreksiya Nervoza epizodları sırasında ortaya çıkmamaktadır.
İki tipi vardır:

  • Çıkartma Olan Tip: Bulimia Nervozanın o sıradaki epizodu sırasında kişi düzenli olarak kendi kendine kuşmuş ya da laksatifler, diüretikler ya da lavmanları yanlış yere kullanmıştır.
  • Çıkartma Olmayan Tip: Bulimia Nervozanın o sıradaki epizodu sırasında kişi, hiç yemek yememe ya da aşırı egzersiz yapma gibi diğer uygunsuz dengeleyici davranışlarda bulunmuş ancak kendi kendine kusmamış ya da laksatif, diüretik ya da lavmanları yanlış yere kullanmamıştır.
  • Anoreksiya da olduğu gibi, Bulimia da da kişinin beden imgesini hatalı algılaması söz konusudur ve bunun sonucunda kişi, yeme davranışını engelleyemez, kilo alımını engellemek için de çıkartma gibi çabalara girişir.
  • Bulimia Nervozaya, duygu durum bozuklukları, kişilik bozuklukları, sosyal fobi, obsesif-kompulsif bozukluklar gibi bozukluklar sıklıkla eşlik edebilir.
  • Tedavide, bozulan beden imgesini düzeltmeye yönelik terapi tekniklerinden bilişsel- davranışçı terapi, bütüncül psikoterapi ile birlikte farkındalık temelli terapiler ve hipnoterapi destekleyicidir.

Obezite

Aşırı yemek yeme ve harcanan enerji miktarının alınan kaloriden daha az olduğu durumlarda görülen şişmanlıktır. Bu hastalık, kalp-damar sorunları, tansiyon, şeker hastalığı gibi beraberinde bir çok hastalığı getirir. Büyük oranda genetik olmakla birlikte, beslenme alışkanlıkları, yaşam stili ve kültürel yapıyla da ilişkilidir.

Obezite tedavisinde öncelikle fiziksel muayene sonrası, psikoterapi ve hipnoterapinin bir arada kullanımı etkili olmaktadır. Bununla birlikte, tedavi sonrası bireye özdeğer ve imaj danışmanlığı sunularak, yeni bir yaşam stili oluşturması sağlanır. Obezite çok boyutlu ele alınması gereken ve geniş bir zaman dilimine yayılarak üzerinde çalışılması gereken bir konudur. Gerçekçi planlar oluşturup kalıcı çözümler sunmak ve yaşam boyu sağlıklı beslenme olgusunu içselleştirmeyi sağlamak en önemlisidir.

Yemek/ beslenmek bebeklikte ilk olarak anne ile ardından ilişki geliştirdiklerimizle kurduğumuz özel bağda iletişimin bir kanalıdır. Yeme bozuklukları genellikle ilişki problemlerinden kaynağını aldığı gibi bir kısır döngü gibi sonuçları da yine ilişki problemlerini beraberinde getirir. Psikoterapilerde amaç bu ilişki döngüsünü yeniden düzenlemektir.

Günlük Stres ve Gerginlik İçin Gevşeme Egzersizleri

Stres altındayken vücudunuzdaki heyecanı hissedemezsiniz. Kasların ilerleyici gevşemesi sırasında nabız basıncı, kan basıncı, solunum hızı ve terleme hızı azalır. Derin kas gevşemesi psikolojik gerginliği azalır. Kas gerginliğinin azalması sonucunda ; endişe, uykusuzluk, depresyon, halsizlik, irritabl kolon sendromu, kas spazmları, boyun ve sırt ağrısı, yüksek kas basıncı,hafif korkular ve kekemeliğe karşı mükemmel sonuçlar alınmıştır. 1-2 hafta boyunca uygulanır. Günde 2 kez 15 dakika uygulanır.

Bir çok insan kronik gerginliğin hangi kötü grubu etkilediğini tam olarak bilemez. Progressif reaksiyon; hangi kas grupları ve kasların hangi bölümlerinin gerginleştiğini hissetmenizi, ayırt etmenizi ve ayrıca derin kas gevşemesini sağlar. 4 ana kas grubu vardır:

1) Eller, önkol ve pazu kası.

2) Baş, yüz, boğaz ve mimik kasları: alın, yanak, burun, gözler, çene,dudaklar, dil ve boyunda kas gerilimini içerir. Vücudumuzun stres merkezi veen önemli kaslar buradadır. (Dikkat edin)

3) Göğüs, karın, sırtın alt kısmı.

4) Kalça ve ayaklar.

İlerleyici gevşeme metodu uygularken düz bir şekilde uzanabilirsiniz veya bir iskemlede başınızı destekleyerek oturabilirsiniz. Her kas ve kas grubu 5-7 dakika gergin tutup sonra 20-30 dakika gevşetebilirsiniz. Bu uygulama en az 1 kere tekrarlanmalıdır. Eğer hele gergin olan bölge mevcutsa, bu durumda 5 kereden fazla tekrar yapabilirsiniz. Gergin durmadığınız zaman aşağıdaki reaksiyon yöntemlerini kullanabilirsiniz. Haydi gerginlikten uzağa gidelim…- Kendimi sakin ve dinlenmiş hissediyorum. – Kaslarınız sakinleşsin ve gevşesin.- Haydi gerginliği eriterek uzaklaştıralım. Şu uygulamayı hatırladığınız anda çalıştırmak için bir kere yapmanız yetecektir. Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi (uygulayacağınız) kas grubu üzerinde odaklayın.

İlerleyici kas gevşemesinin programı 2 bölüme ayrılır: Birinci bölümde; pratik yaparken kayıt kullanabilirsiniz ve hangi kaslarınız da gerginlik varsa onlar üzerinde çalışmaya alıştırma yapabilirsiniz. İkinci bölümde; spontan gelişme ve gevşeme periyodunuzu kısa bir sürede uygulayacaksınız ve bir seferde derin kas gevşemesi oluşturacaksınız.

Rahat bir pozisyon alın ve gevşeyin. Şimdi sağ yumruğunuzu sıkın, daha güçlü ve daha da güçlü şekilde sıkın, ne kadar gerginlik oluşturabiliyorsanız, bütün gücünüzle sıkın. Yumruğunuzu sıkılı şekilde bütün ve gerginliğin yumruğunuzda dibinden ve ön kolunuzda oluştuğuna dikkat edin. Şimdi gevşeyin. Bu uygulamayı farklı hissedinceye kadar tekrar edin.Daha sonra bu uygulamayı sol yumruğunuzla tekrarlayın ve daha sonra her iki elinizle birden tekrarlayınız. Şimdi kol (biseps) kasınızı gerin ve dirseklerinizi kıvırın,olabildiğince gerginlik oluşturun ve oluşan bu gerginliği hissetmek için bütün dikkatinizi verin. Gevşeyin ve kollarınızı düzeltin. Haydi gevşemeye gidelim ve farklı hissedelim. Bu uygulama başarılı oluncaya kadar en az bir kere tekrarlayın. Şimdi dikkatinizi başınıza döndürün ve alnınızı kırıştırarak gerginlik oluşturun. Şimdi gevşeyin ve sakinleşin. Haydi kendi kendinize hayal kurun ve alnınızla birlikte saçlarınızın sakinleştiğini ve gevşediğini düşünün. Şimdi kaşlarınızı çatın ve alnınızın bütün boyunca (tamamiyle) gerildiğini hissedin. Haydi gidelim… alnınızın gevşemesine ve sakinleşmenize izin verin. Şimdi gözlerinizi kapatın ve onları yarı kapalı olarak gerin, gerginliği arayın. Gözlerinizi gevşetin. Tekrar yavaşça ve rahatlıkla yaşayın. Şimdi çenenizi sıkın ve sızlayıncaya kadar sıkın. Bütün çeneniz boyunca olan gerginliği hissedin. Çenenizi gevşetin. Çeneniz gevşediği zaman ağız ve dudaklarınız pratiğe iştirak edecektir. Şimdi kendi kendimize gerilmiş ve gevşeme arasındaki farkı değerlendirelim. Dilinize ağzınızın tepesinin (damağınızın) aleyhine baskı yapın. Ağzınızın arka tarafındaki ağrıyı hissedin. Gevşeyin, şimdi baskı (pres) yapın dudaklarınıza “O” harfi çıkartacak şekli verin. Dudaklarınızı gevşetin.Alnınız, saçlarınız (ve saçlı deriniz) gözleriniz, çeneniz, diliniz ve dudaklarınızın gevşediğine dikkat edin. Başınızın arka tarafına baskı yapın, rahatlatın ve boynundaki gerginliği hissedin. Başınızı sağa çevirin ve stresin yerinin değiştiğini hissedin, sonrada sola döndürün başınızı düzeltin ve öne doğru getirin,çenenizi göğsünüze bastırın. Boynunuzun arkası ve boğazınızdaki gerginliği hissedin. Gevşeyin başınızı rahat pozisyona dönmesine izin verin. Gevşemeyi derinleştirelim. Şimdi omuzlarınızı silkin, başınızı omuzlarınızın arasına sokarak aşağı doğru eğin ve kamburunuzu çıkarın, gerilin, omuzlarınızı gevşetin, sırtınızdan aşağıya doğru gevşemenin yayıldığını hissedin.Boynunuz, boğazınız ve omuzlarınız tamamen gevşesin daha derin ve daha da derin gevşesin. Vücudunuza gevşemesi için bir şans verin. Rahat ve gevşek hissedin.Şimdi nefes alın ve ciğerleriniz tamamen havayla dolsun. Nefesinizi tutun,gerginliğe dikkat edin. Şimdi nefesinizi verin ve göğsünüzün söndüğünün ve ıslık sesiyle nefesimiz dışarı çıksın. Gevşemeye devam edin ve yavaş ve serbestçe nefes alın. Bir kaç kere bunu tekrarlayın ve gerginliğin vücudumuzdan nefes verirken çıktığına dikkat edin. Daha sonra karnınızı gerin ve öyle tutun. Gerginliği hissedin, sonra gevşeyin. Şimdi elinizi karnınızın üzerine koyun, derin bir nefes alın ve nefesiniz karnınızı kaldırsın ve bunu hissedin. Öylece tutun ve gevşeyin. Şimdi gerginlik oluşturmadan sırtınızı yay gibi bükün vücudunuzu dinlendirin ve mümkün olduğu kadar gevşetin. Sırtınızın alt kısmında gerginliğinizi odaklayın ve şimdi gevşeyin, daha derin daha da derin gevşeyin.Şimdi kalçanızı ve bacaklarınızı gerin, kalçanızı bükün ve olabildiğince sert şekilde bacaklarınızı topuklarınıza baskı yapacak şekilde tutun. Gevşeyin ve farklı hissedin. Şimdi ayaklarınızı yüzünüze doğru bükerek yaklaştırın. Tekrar gevşeyin. Vücudunuzun alt kısmı boyunca ağırlık hissedin ve derin gevşeme oluşturun. Ayaklarınızı, ayak bileklerinizi,bacaklarınızı, dizlerinizi, uyluklarınızı ve kalçalarınızı gevşetin. Şimdi gevşemenin karnınıza, sırtınızın alt kısmına ve göğsünüze yayılmasını sağlayın. Haydi daha fazla ve daha da fazla gevşemeye doğru gidelim.Omuzlarınızda, kollarınızda ve elinizde gevşemenin derinleşmesini sağlayacak denemeler yapın. Derine ve daha derine gidin. Serbest bırakmaya dikkat edin,salıverin, boynunuz ve çeneniz ve tüm yüzünüzün kaslarını gevşetin.

HIZLI UYGULAMA ŞEKLİ

Aşağıdaki uygulama derin kas gevşemesinin hızlı bir şekilde yapılması içindir. Bütün kas grupları aynı anda gerilecek ve sonra gevşeyecektir. Bundan önce her prosedürü en az bir kez tekrarlayın ve her bir kas grubu için 5-7 dakika gerginlik, 20-30 dakika gevşeme süresi ayırın. Gerginlik ve gevşeme arasında ki farka dikkat etmeyi hatırlayın.

1) Yumruğunuzu bükün, ön kol ve üst kolunuzu gerin. Gevşeyin. 2) Alnınızı kırıştırın. Aynı zamanda başınızı sırtınızdan olabildiğine uzağa alacak şekilde baskı yapın ve saat yönünde ve ters yönde döndürün.Şimdi alnınızı kaldırın ve yüzünüzü bir buruşuk cevize benzetin; Kaşlarınızı çatın, gözlerinizi şaşı yaparak yarı kapatın, dudaklarınızı büzün, dilinizi ağzınızın tepesine doğru bastırın ve omuzlarınızı kamburlaştırın ve ardından olabildiğince gevşeyin. 3) Sırtınızı yay gibi bükün ve göğsünüze doğru derin bir nefes alın tutun ve gevşeyin. Derin bir nefes alın ve karnınıza baskı yapın. Tutun ve gevşeyin. 4) ayaklarınızı bükerek yüzünüze doğru yaklaştırın Bu şekilde tutun ve gevşeyin. Ayaklarınızı bükün ve aynı anda kalça ve ayaklarınızı gerin.Gevşeyin.

ÖZEL DURUMLAR 1) Eğer temel prosedürü içeren bir kaset hazırlarsanız bu sizin gevşeme programını uygulamanızı kolaylaştırır. Her bir prosedürü hatırlayın ve daha sonraki kas ve kas gruplarına gitmeden önce gerilme ve gevşeme deneyimlerine izin verin. 2) Bir çok insanda başarı sınırlıdır. Derin kas gevşetme durumunda bu daha belirgindir. Ancak sebep yalnızca pratik meselesidir. Halbuki 20 dakikalık kısmı gevşeme ile başlanırsa sonuçta bütün vücudun gevşemesi için bir kaç dakika yeterli olabilir. 3) Başlangıçta, bazen bütün kas gruplarının gevşemesi düşünülebilir.Fakat buna rağmen kas ve kas grupları kısmi olarak gevşer. Kesin olarak söylenebilir ki kasların tellerinin bir kısmı hala kasılıdır. Bu kas tellerinin gevşemesi istediğiniz duygusal etkiler ile olmaktadır. Gevşeme fazı sırasında kendi kendinize sunu söyleyerek yardımcı olabilirsiniz: “daha fazla ve daha da fazlaya doğru gidelim…” 4) Dikkatinizi boyun ve sırtınıza getirin. Aşırı gerginlik kas veya omurgada zarar oluşturabilir. Hatta ayak ve parmaklarınızdaki aşırı gerginliğe dikkat edin. sonuçta kas krampları olabilir. İN!

GEVŞEDİKÇE ESNEYİN, ESNEDİKÇE GEVŞEYiN!

Doğurganlık: En sona bırakılan doğal yeteneğimiz

Mezun olmak, meslek sahibi olmak, severek yapabileceğimiz bir iş seçmek, derken hayatımızın aşkını bulmak… Daha çok varmış gibi gelir henüz ergenlikteysek, oysa büyüdükçe zaman yetmez. Büyüsel düşünce yerini rasyonele bırakmıştır, ne kadar zamanda ne yapabileceğimize dair gerçekçi planlar yapmaya başlarız. Öylesine gerçekçi planlar yaparız ki, kariyerim için bunu yapamam deriz, doğurmayı erteleriz.

Özgürlük tatlı gelir, biraz daha gezeyim, birazcık daha takılayım deriz. Öncelikle biraz evliliğimiz otursun deriz bekleriz. Sonra maddi güvenceler oluşturma kaygısı, doğmamış çocuğun hayatını ve seçimlerini belirleme takıntısı ile yine biraz daha deriz. Ardından tam da evet istiyorum demişken bilinçaltı korkular devreye girer, ‘’Sen yeterince iyi bir anne olabilir misin?’’, ‘’Bir bebeğin sorumluluğunu almaya hazır mısın? ‘’, ‘’Benden iyi bir baba olur mu?’’ , ‘’Bu dünyaya çocuk getirilir mi?’’ cümleleri gelir gider. Neyse ki etrafta pozitif hikayeler de vardır. Bebeği olan herkes mutlaka yapmalısın demekten kendini alamaz. Bunun dünyadaki en müthiş duygu olduğunu dillendirir.

Zamanı gelir, denemeye başlanır. Aaa o da ne, öyle kolay bir şey değildir. Bebek yapmanın ne kadar zor bir şey olduğunu bunu çok istediğiniz zaman anlarsınız. Üstüne düştükçe doğallığını kaybetmeye başlayan süreç bir anda hayatınızın en büyük stres kaynağı, başarılması gereken bir hedef, oldurtmaya çalışılan bir duruma dönüşebilir. Sonra en iyi yolun eninde sonunda kendi içsel yolculuğunla başlamak olduğunu anlarsın. Bedenini, bebekliğini, doğumunu, çocukluğunu, dişiliğini, erkekliğini, zihnini , kalbini bir bir dolaşır; doğurganlığının her bir parçasıyla tanışırsın.

İhmal ettiğin, en sona bıraktığın, belki de en doğal yeteneğin! Sırf herkes yapıyor ben farklı olayım diye kaçtığın, ailen çok istiyor diye tam tersi inatlaşıp istemediğin, vaktin yok diye yetiştiremediğin, kariyer yapayım derken geç kaldığın… Aslında her adımın bir üretim, doğurganlığın farklı bir dışavurumu; ama gel gör ki proje üretmenin doyumu ile bebeğini kucağında hissetmenin verdiği doyum kıyaslanamaz bile, bebiş açık ara önde. Tatmadan tasavvur etmeye çalışınca çok abartılı geliyor evet, hepimize aynı şeyi hissettiriyor. ‘’Mutlaka yapmalısın’’ diyenleri hormonlarının etkisinde deyip ciddiye almadığımız zamanlar da olabiliyor.

Bebeğini davet et hayatına, bil ki tümüyle hazır olmak diye bir şey yok; yalnızca onun gelişine yer açmak var.

Doğuma hazırlık diye bir şey var mıdır?

Doğum, baştan sona spontan bir süreç aslında; yaşamadan elinden geldiğince hazırlık yapmaya çalışıyorsun. Bu hazırlıkta ilk olarak sağlıklı bir gebelik geçirebilmek için doğru beslenme ve egzersizi hayatımızın bir parçası haline getirmek gerekiyor. Sonrasında bolca meditasyon, dua ve bebeğinizle temas kurmak için sessizlik. Bunlar eşinizle veya tek başınıza yapabilecekleriniz.

Ekip işi olan kısma gelelim… Gebeliğin 20. Haftasından itibaren ise doğuma hazırlık, bebek bakımı, emzirme gibi eğitimlere katılmak için en uygun dönemdir. Bu eğitimlere mümkünse eşinizle veya doğum anında size refakat edecek kişi ile katılmak doğumda daha rahat oluyor. Bu eğitimlerde gebelik, annelik, hormonlar, doğum ve doğum sonrası süreç baştan aşağı interaktif bir şekilde ele alınmaktadır. Mitler, korkular, kaygılar, telaşlar, heyecanlar gözden geçirilir. Eğrisi doğrusu yaşantısal süreçlerle incelenir. Grup halinde katılım sayesinde aslında yaşadıklarımızın her anne babada olan , normal olan olduğunu da anlama şansımız olmaktadır. Bu eğitimler genellikle doğuma hazırlık için 2 tam gün ,toplamda 18 saat sürmektedir. Yorucudur belki ama sonucuna değer. Eğitim sonunda profesyonel doğum destekçinizi de seçebilirsiniz. Ebe, doula ya da doğum psikologundan doğum sürecinde yanınızda olması konusunda destek alabilirsiniz. Bu süreç aslında bebeğinizle bağ kurmak için, annelik ve babalık rolleriniz konusunda bilinçlenmek ve kendi doğum hikayenize yeniden bir göz atıp varsa kalan tortuları düzenlemek için ayrılmış dolu dolu geçen bir süreç. Amaç bilgi almak değil, bilgi artık her yerde. Amaç yaşantısal bir süreçten geçip doğumu prova etmek ve hazırlanmaya çalışmak.

Elbette doğuma hazırlık eğitimi doğuma hazırlanmaya yetmez. Eğitimin hemen ardından bibliyoterapi ile yani kitaplarla çalışmaya devam, hypnobirthing ile gevşemeye devam, nefes çalışmaları ile doğuma kadar devam…

En önemlisi istediğiniz kadar hazırlanın, çalışın, çabalayın en önemlisini yapmazsanız olmaz. Anda kalın, doğal akışta; doğum için bütün alet çantanızı hazırlayın ama hangisini kullanacağınıza o an geldiğinde karar vereceksiniz.

Süslü püslü eşyalar,sayısız oyuncak, en iyi bebek arabası-yatak vs. den önce bebeğiniz için hazırlanın, kendi içinizdeki bebekle çalışın, onunla doğuma hazırlık eğitiminde tanışın, sonrasında çalışın, büyütün ve anne-baba olabilmesi için destekleyin.

Eskiden bunlar için çaba sarf etmeye hiç gerek yoktu, zaten doğal gıdalarla besleniyor, daha fazla hareket ediyor ve normal doğum yapıyorduk. Ama her zaman kendimizle çalışmayı ihmal ediyorduk, şimdi bunun bir imkanı var. Doğuma hazırlanın, doğum destekçinizi seçin ve kendi doğum hikayenizi yazın.

Hypnobirthing ile tanışın

Hypnobirthing, doğuma hazırlıkta hipnozun rahatlatan, dinlendiren ve gerektiğinde daha enerjik ve canlı kılan telkin gücünden yararlanarak doğum sürecini kolaylaştırmayı sağlar. Ülkemizde hypnobirthing henüz aşina olduğumuz bir kavram değildir. Magazin haberlerine merakınız varsa, İngiltere Prensesi Catherine Middleton’ın da bu yolla doğum yaptığı haberini belki okumuşsunuzdur. Ardından geçen yıl evde doğum yapması çok konuşulan, Özgü Namal oğlunu hypnobirthing’le dünyaya getirmiştir. Şimdiden ikinci çocuğunun doğumuna hypnobirthing ile hazırlanmaya başlamıştır bile. Gün geçtikçe bu yöntemle doğumu tercih edenlerin de katkısıyla hypnobirthing ‘e merak ve yönelim artmaktadır.

Hypnobirthing’in kurucusu Marie Mongan, hipnoterapist ve eğitmendir. Yöntemin Mongan Metodu diye de anılma nedeni budur. Hypnobirthing, doğumun hayatın doğal bir ifadesi olduğunu korkulacak bir şey olmadığını savunur. Annelere kendi yaradılışlarından gelen nazikçe, rahatça, güçlü bir şekilde ve keyifle doğurma kapasiteleriyle işbirliği yapma konusunda yardımcı olur. Çocuk doğurmanın spontanlığına kapılabilmek için anne baba ve bebeğin birlikte hareket etmesini sağlayan ve buna engel olabilecek süreçlerin farkına varıp tekrar içgüdülere, doğaya, doğala dönmeyi sağlayan telkinler içerir.

O halde hazırsanız bu keyifli doğuma hazırlık süreciyle tanışalım.

Devamı için lütfen : http://alternatifanne.com/hypnobirthing/

Doğuma Hazırlık Eğitimi nedir? Süreç Nasıldır?

Doğuma hazırlık eğitimi, anne / babanın bebeği karşılama sürecinde eş zamanlı olmayı öğrendiği, sürecin akışını farkındalıkla deneyimleyebildiği bir süreçtir.

Eğitim genellikle 18 saat süren, 2 tam gün veya 4 yarım gün şeklinde planlanır.

Anneye mümkünse babanın değilse, anne,kardeş, arkadaş olabilir eğitim sürecinde eşlik etmesini isteriz, mümkün değilse yalnız da katılabilir.

Süreçte nefes çalışmaları, doğum sürecinde aktif olan bedeni ve zihni tanıma çalışmaları, interaktif katılımla uygulanır.

Sürecin sonunda kadının annelik bedenini tanıması,zihnindeki varsa soru işaretlerine cevap bulması, arzu ederse eşini , arzu ederse ebe, doula ya da doğum psikologu olarak doğum destekçisini de tanıyıp seçebilmesini sağlar.

Çalışmalara genellikle gebeliğin 20.haftası itibariyle katılmanızı tavsiye ederiz. Öncesine gelmek isterseniz de hayır demeyiz, ancak bebeğinizin ilk kıpırtılarını hissettikten sonra işbirliğini duyumsamak çok daha kolay oluyor. Yine katılım için önemli olan başka birşey de son haftalarda eğitime katılmayı hedeflerken bebeğinizin erkenden gelebileceğini de unutmamak ve 36. hafta sonrasına da bırakmamanızı öneririz.

Doğuma hazırlık eğitiminde yalnızca ”normal doğum” konuşulur yargısına sahipseniz bunu da gelmeden söyleyelim; doğum tercihleri ve doğum şekilleri bir arada konuşulur.

Eğitimde amaç kendi bedeninize yapacağınız doğum yolculuğu öncesi rehberli bir turistik gezi tadında olmasıdır:))

Doğum öncesi, doğum ve sonrasında sürecin her anında destek alabilmek için kendi ihtiyaçlarınızı gözden geçirmenizi sağlar.

Bebeğin çok şık bir yatak odası takımından, sayısız oyuncaktan, en organik kıyafetlerden daha fazla aslında kendisiyle iletişebilen ebeveynlere ihtiyacı vardır. Bu eğitimle kendinizi sürece hazırlarken aslında ne kadar çok dışsal kaynak arayışınıza girdiğinizi fark edip bunun yerine içsel kaynaklarınızı beslenmeye başlarsınız.

Doğum sürecinde dönemeçin sonunda sizi bekleyen kendi doğum öyküleriniz, ailelerinizle iletişiminiz, doğum şekliniz, annenizle kurduğunuz bağlanma ilişkisi o günlerden bugünlere taşınan her ne varsa sizi bekler. Farkında olmadan çatışmalara yol açar. Bilinçlenip, uyandıkça farkedip bu yükleri dönüştürmeye de yönelirsiniz.

Yaşamın en yaratıcı anı olan doğumda kendi enerjinizi dengelemeyi ve beslemeyi doğuma hazırlık yaparak açığa çıkarın.

Mutlu Hissetmek Zorunda Değilsin

Mutlu Hissetme Yanılgısı

Bir dönem karın tokluğu, sıcak bir yatak, pembe panjurlu bir ev; sonra iyi bir araba, lüks içinde yaşama arzusu mutluluk kriterleriyken, şimdilerde de ne kadar çok etkinlik yapıyorsan, ne kadar çok paylaşacak taze fotoğrafın varsa o kadar mutlusun!

İyi misin değil önemli olan, mutlu musun?

Kime sorsan çocuğun için neyi hayal ediyorsun diye, mutlu olsun yeter ki diyor. Kime sorsan niye bunca çaba diye, mutlu olmak için diyor.

Mutluluk aranan kriter! Gelip geçici, değişken, üstelikte öznel. Mutlu olmanın türlü türlü yolları var oysa, madde kullanarak da mutlu hissedilebilir, dolandırıcılık yaparak da.

Esas olan amaçlanan? Niye bu kadar pompalanan bir mutluluk hali var. Kişisel gelişmek kavramının bir uzantısı olarak belki de mutluluk bir anda hayatlarımıza enjekte edildi. Önceden zaten iyi geleni yapabiliyor, yeterince mutlu hissediyorduk. Şimdi her gün kendi kendimizi muayene ediyoruz. Takıntılı bir şekilde mutlu olmaya, mutlu olabilmek için bir yol bulmaya çalışıyoruz. Mutluluğa giden her yol mübah. Daha iyi bir evde yaşamak için belki yıllarca kira/kredi ödüyoruz. Daha fit olabilmek için diyetisyenleri geziyoruz, spor salonlarında gün geçiriyoruz. Daha güzel görünebilmek için türlü türlü estetikler, eklemeleri, çıkartmalar, dolgular… Koşturmaca, telaş, yoğunluk acil mutlu olacağız; şu listeler bi tamamlansın hemen mutlu hissedeceğiz.

Tamamen yanılsama. Belki de ömrümüzün bir bölümü böylece geçip gidiyor. Sonra bir an uyanıp organik mutluluk hissini nasıl da eşyadan, düzenden, insandan bağımsız yapabildiğimizi fark edince çaba,mücadele, inatlaşma gibi gereksiz şeylerden bir anda sıyrılıveriyor insan. Vakit kaybetmiş olma hissi devreye giriveriyor. Nasıl da kolaymış, ev yapımı, hem de organik.

Mutluluğunu mutsuzluktan mayaladıkça, iyi hissetmediklerini dönüştürebilmenin gücü iyi bakterilerin toplanıp bariyer oluşturması gibi bizi iyilik hissinde daimi tutar. O zaman mutsuz hissetsek de iyi karşılarız. Geldiği gibi gidecektir mutsuzluk, yolu bilir. En iyi şekilde misafir ederiz, ama misafirliğini de hep bilmesini sağlarız. Kendi kendine iyilik yapmanın en güzel yolu da budur. Arayış içsel dengedir, için rahatsa iyilik devam eder. Olsun diye üstelemeyiz o olur, oldurtmaya çalışmayız olması için alan açarız.

Tamamen yanılsama hep iyi ya da hep kötü yok. Dalgalar var, sörf var. Ne kadar yumuşak inip çıktığın dengenin ta kendisi.

Sor bakalım kendine iyi misin?

Kendine nasıl iyi gelebilirsin?